Page 101 - İlim ve Hilm Kenti İskilip
P. 101
T.C. İSKİLİP KAYMAKAMLIĞI
Canım Ağabeyim,
İskilip’te bir hafta kaldım. Memlekete girerken boylarına salkım saçak sıralanan Orta Çağ evleri, dağ
aklımı oynatacaktım. Bütün Anadolu hatıralarımı bir manastırlarından fırlamış siyah elbiseli, ağırbaşlı,
araya toplasak gene tasavvur edemeyeceğimiz bir hırçın yüzlü adamlar. Bunların yanında rengârenk
memleket… İlk gün, çevremde çok kaldım. Buraya köylü demetleri ve damdan düşercesine patavatsız
daha evvel niye gelmedim diye içim dağlanarak yağmur. Bir sel, bir afet, arkasından mor salkımlı
şehri dolaştım. Ağabey, resim için bundan daha bir sürü bulut ve bütün haşmetiyle Ramazan topu,
harikulade bir yer düşünemezdim. Tam arayıp davul ve zurna. İskilip’e vurulmamaya imkân yok.
da bulamadığım dağlar. Dağlar, şehrin içerisinde, Fakat bu memlekette öyle şipşak resim yapmaya da
ortasında, nasıl anlatayım. Tramvay caddesinden imkân yok. Burada en aşağı üç ay kalmak, çevreyi
geçer gibi. Çöp arabaları yahut mahalle bekçileri tanımak ve insanları ile bir parça kaynaşmak lazım.
gibi şehrin senlisi benlisi olmuşlar. Adım başı yeni Dağları başında üç defa, iliklerime kadar
bir ışığa kavuşan sırtlar, kayalar tabak gibi… bir dağ ıslandım. Korunmak için en ufak bir şey yoktu.
parçası. Birkaç dakika sonra korkunç bir çukurun Dağdan inene kadar olan olmuştu. Yaptığım resimde
içinde kaybolmaya başlıyor. Öteden, bir karanlık bütün gayretime rağmen ıslanmıştı. Aksi gibi sulu
leke içerisinden, dağlar fışkırıyor. Dağlar şaha boya yapacağım tutmuştu sen misin sulu boya ile
kalkıyor, dağlar doğuruyor, gökler şaha kalkıyor, çalışan. Al sana su, hem de tufan suyundan. Velhasıl
gökler doğuruyor. ağabey, dün İskilip’ten kaçtım, ama nasıl…
Sonra şehir, dağların yonttuğu şehir, dere 6 Ekim 1942 / Çorum
Türk Ressam ve Akademisyen Turan Erol, Bedri Rahmi’nin
‘’Çatalkara‘’ öyküsünü şöyle anlatıyor:
‘’ Bedri Rahmi ünlü Karadut şiirindeki Rahmi, biraz olsun onları uzaklaştırabilmek için
“Çatalkara” deyimini de Çorum’da öğrenmişti. Bir ellerine bir kağıtla kalem veriyor ve İskilip’te ne
Avrupa yolculuğu dönüşü yanında getirdiği bir top kadar meyve varsa adını yazın, diyor. ‘’kızmemesi
kağıda el koymak isteyen gümrükçülerden birisi “bu üzümü’’, ‘’karabaldır elması’’ … Bedri Rahmi öyküyü
güzel kağıtlara o kargacık burgacık resimlerinden şöyle tamamlıyor; “Meyve listesinin en uzunu üzüm
yaparsan yazık olur; bu kağıtlara o güzel şiirlerini hanesiydi. En baştaki üzümü Çataklara salkımı diye
yaz” diyerek “karadut” şiirini okumaya başlar. Bedri tarif ettiler. Öyle güzel anlattılar ki, elimle koymuş
Rahmi dayanamaz sorar; söyleyin bakalım; nedir gibi buldum onu pazarda. Yer yer mora kaçan
Çatalkaram? bu soru karşısında afallayan görevliye, kuzguni kara bir salkım. İki avuç doldurur taşar bile.
bu deyimin anlamını Çorum’un İskilip ilçesinde İki üç katlı bir salkım. Bir tane daha var, o da simsiyah.
arayın der ve kağıt topunu kucaklayarak gümrükten Tam beş yıl dilinden düşmedi Mernuş’un (Bedri
geçer gider. Çatalkara neydi? Bedri Rahmi günlerden Rahmi çoğu zaman yazılarında kendisine böyle der)
bir gün İskilip kalesinin karşısına kurmuş tezgâhını. Çatallara, katkat kara, özlü, tatlı, uçsuz bucaksız
Yanı başında ki alanda çocuklar çığlık çığlığa kara, pırıl pırıl kara, Bilal kara, bir dilimi zehir zıkkım,
oynuyorlar. Bir aralık başında toplanıyorlar. Bedri bir dilimi candan tatlı kara, sevda karası.’’
101

